Kategoriler
Haber

Dayanışma Meclisi İzmir panelini gerçekleştirdi

Dayanışma Meclisi üyeleri Tolga Binbay, Aydemir Güler ve Engin Solakoğlu İzmir Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde (NHKM) düzenlenen söyleşide bir araya geldi.

Binbay’ın moderatörlüğünde yapılan “Türkiye’de siyasi durum ve kadim soru: Ne yapmalı?” başlıklı söyleşide ülkenin siyasi durumu, ittifaklar ve AKP’nin içinde bulunduğu çıkmaz üzerine konuşuldu. 

Dayanışma Meclisi ve TKP Merkez Konseyi üyesi Aydemir Güler, ekonomik krizle ilgili, “Türkiye’de siyaset seçim üzerinden mi sokakta mı, örgütlü güçlerin müdahalesi üzerinden mi gider, esas mesele bu” diye konuştu. 

‘Ülkede dev servet transferleri oldu’

Güler şöyle konuştu:

Beceremiyorlar, ülkeyi batırdılar, diplomaları yok deniyor. Böyle yaklaşmasında çok sorun yok diyebiliriz ama öbür taraftan Erdoğan buna yanıt verdi, ‘biz ne yaptığımızı biliyoruz’ dedi. Uzmanları da konuştu ve bir çerçeve çizdiler. Mesele ehliyete değil nerede durduğunda ve hangi sosyal sınıfların çıkarları adına konuştuğunda yatıyor.

Nedir bu ekonomik krize neden olan uygulamalar? Faizleri düşürüyorum diyorlar yani patronlara gelin yatırım yapın diyorlar. Hızla üretimi ve ihracatı artıralım, işçi ücretleri düşüyor, yabancı sermaye de gelsin. Güzel yani. İşlerin iyi gittiği ülkede enflasyon da azalacak, bu cahillerin teorisi ve bir deli saçması.

Bu mekanizma işlemeyecek. Ama tartışmaya değer. Son birkaç haftadır ülkede dev servet transferleri oldu ve boyutlarını bilemiyoruz. İkincisi BAE ziyareti sonrası da konuşulduğu gibi Türkiye yağmaya açıldı. İlle birilerinin gelmesine de gerek yok, bunlar tek tıkla internet üzerinden yapılabiliyor. Üçüncüsü, mutlak bir belirsizlik içinde ülke. Maaşınız ne kadar yetecek bilmiyorsunuz.

‘Türkiye’yi bu şekilde yönetemezler’ 

Açlık artık ana akım medyada kolay söyleniyor ki. Emekçi kitleler derin bir açlığa sürükleniyor. Dördüncüsü de bu.

Yağmadan pay alma rekabeti büyük bir rekabet. Oradan pay alamayan, servet paylaşımından yeterince büyük pay kapamayanlar olabilir. Onlar için üzülecek halimiz yok. 

Herkesin bildiği bir şey var ki, bu böyle gidemez. Türkiye’yi bu şekilde yönetemezler.

Karşı taraf bir model kuruyor ama gerçekliği olduğu gibi yansıtmak için değil asıl olup bitenin üstünü örtmek için bir örtü örtülüyor.

‘Solun Türkiye’de kadim derdi CHP’den göbek bağını kurtarmaktır’

İttifaklara ilişkin soruya yanıt veren Güler şöyle konuştu:

AKP’nin bütün süreci karşı-devrimdir. Bir tarihsel ilerleme yaşanmıştı daha önce ve o, köklü bir şekilde geriye çevrildi. Kurumsal yapı da modernleşmenin bir parçası ve gündelik hayatta da bir karşı-devrim yaşanıyor. Ülke yaşanmaz hale geliyor. 

Solun Türkiye’de kadim derdi CHP’den ve sosyal demokrasiden göbek bağını kurtarmaktır. İttifak kutsal bir sözcük değil. Ancak bugün geleneksel ve yeni sosyal demokrasiden göbek bağını kesmiş solun yükselmesi için ittifak önemli. Türkiye’nin siyasal tablosunu değiştirecek bu durum.

Tarihsel ilerlemeyi terk eden CHP’nin kendisi. O kitleden kopmak için değil onlarla buluşmak için kopuş önemli. Aynı şey Kürtler için de önemli. Kim kime sırtını dönebilir? Kürtlerin özgürlüğünün AKP’ye, ABD’ye, AB’ye bağlı olduğu fikrinden kopmamız lazım.”

Ne yapmalı?

“Ne yapmalı” sorusuna yanıt veren Güler, düzen dışı sol hareketlerdeki canlanmanın kesinlikle toplumsal karşılığını bulacağını söyledi. “Bir sosyalist ittifak Türkiye’deki aşılamaya bile hız katar” diyen Güler şunları kaydetti: 

Türkiye sosyalist solu uzun süreli bir geri çekilme, yenilgi hatta tasfiye sürecinden geçti. Tabii ki inandırıcılık kaybı oldu. Bunun geri kazanılması lazım. Pozitif etkinin inşa edilmesi lazım. Türkiye’de bu tarihsel bir duygu olarak var. Necip Fazıl’a mı Nâzım Hikmet’e mi güveneceksin?

Düzenin bile sola ihtiyacı var. Herkesin ihtiyacı var. Düzen dışı sol hareketlerde samimi ve ciddi bir canlanma var. Bunlar kesinlikle karşılık da bulacak. Ama zamana karşı yarışıyoruz. Herkesin hızlanmaya ihtiyacı var. Ortaya toplumsal karşılığı olan bir hareket çıktığında herkes bir önünü ilikleyecek. Bir sosyalist ittifak Türkiye’deki aşılamaya bile hız katar. Herkesi hizaya sokar. 

‘İhtiyacımız olan örgütlülük’ 

Kolay çözüm isteyenlere kızarak mücadele edemeyiz. Bu ülkede mücadeleyi normalleştirmemiz lazım. Bizim normalimiz ve örgütlü halimiz, dayanışma içerisine giren, paylaşan, tartışan, mücadele edendir. Bunu normalleştirmemiz lazım. Bugün ne Türkiye ne dünya büyük ideallerin bahçesi. Gericilik çağındayız ve oradan çıkmaya çalışıyoruz. Örgütlü mücadeleyi sadeleştirmemiz lazım o yüzden. Yalnız olmama örgütlü lükstür, bu kadar basit. Aynı sokakta oturan insanların bir arada olması lazım, bu örgütlülüktür. Sokak da budur. Her sokakta her zaman barikat kurulmaz. Barikat bir sokak momentidir. Sokak insan demektir. Sokak bu anlamda çok değerli. 

Yerin 7 kat dibindesinizdir ama dağılmak üzeredir o dünya. Türkiye’nin durumunu da öyle görüyorum. Bu durum sürdürülebilir değil. Ama kendi kendine çökmüyor. Gerekli olan kelimenin tek anlamıyla örgütlülük. Konuşmadık insan bırakmayalım. İhtiyacımız olan bu. Kurumların değil birbirimizin kapısına dayanıp buradan bir güç çıkartalım. Bu güç olsa kim ne hakla neye cesaret edebilir? 

Uğraşıyoruz ve Türkiye’de halk kitlelerinin her hafta bir öncekine göre daha örgütlü hale geldiklerine inanıyorum. 

Seçim oldu memleketin kaderi belli olacak diye bakmıyoruz biz. Tersi geçerlidir. Zaten belli olan şey teyit edilir. Seçim en fazla örgütlülüğü yansıtır, çoğunlukla da yansıtmaz. Önce güç dengelerini değiştiririz. Kolay çözüm arayanlara kızmayalım Türkiye halkı bunalmış durumda. Ama kolay çözüm yok. 

Polemik kötü değil, ilerleticidir. Biz de yaparız, altında da kalmayız. Kürt kökenli yurttaşlarımızın talepleri haklıdır. Sosyalizm hiçbir etnik kökeni diğerinin karşısında ayrıcalıklı saymaz. Bitti. AKP karanlığını Türkiye’nin demokratik devrimi diye yutturmaya kalkanları, Taraf gazetesini, akil adamları, Birikim dergisini de bize kimse unutturamaz.

Solakoğlu: Uluslararası sermayenin planı yumuşak geçiş sağlamak

Dayanışma Meclisi üyesi Engin Solakoğlu uluslarası sermayenin planının bir yumuşak geçiş sağlamak olduğunu, AKP’ninse iktidarını kaç hafta daha tutabileceği düşüncesinde olduğunu belirterek “Bunun sıkıntısını emekçiler çekiyor” dedi.

Solakoğlu şunları söyledi:

Uluslararası kapitalist sistemde bulunan bir ülkede kriz olunca uluslararası müdahale kaçınılmaz. Türkiye büyük bir ülke, Arnavutluk’ta kriz olmasıyla arasında büyük bir etki farkı oluyor. Dolayısıyla krizin uluslararası kapitalist odaklar tarafından takip edilmediğini söyleyemeyiz.

Mevcut yönetim şekline büyük bir itiraz olmamakla birlikte yöneten kişiye ve kişilere itiraz var. Uluslararası sermayenin planı yumuşak bir geçişi sağlamaktır. Ancak görüyoruz ki başımızdaki kadrolar kendi gerçeklerini yaratarak durumdan kaçmaya çalışıyor.

Geçmişten beri Batı emperyalist blok ittifakına yaklaşıp uzaklaşma görüntüleri vardı AKP’nin ama temeldeki konumlanmış değişmiyor. 

Uluslararası sermaye ve Batı ittifakı örneğin Rusya’yla samimiyeti belli bir mesafede tutup Batının ajandasına uymasını istiyor.

Dış politikada özellikle birçok ülkenin sevdiği partner tipi bizimki gibi irrasyonel davranışlar sergileyenlerdir. Ne kadar açık verirseniz o kadar avantaj olur karşı taraf için. 

Nereden ne kadar kaynak bulup iktidarımı kaç hafta daha tutabilirim düşüncesindeler. Bunun sıkıntısını emekçiler çekiyor. Biriken haklı toplumsal tepkiyi hızlandırabilir miyiz yoksa seçimi mi beklemeliyiz? Halkın üretimden gelen güçlerini mutlaka siyaset kurumuna yansıtması gerekir.

Türkiye’de çok anormal şeyler oluyor. Batı Avrupa’da da bazı esnemeler oluyor. Çünkü sermaye delirdi. Örneğin Fransa’da sağ partiler bile kendine sağcı diyemezdi. Şimdi aşırı sağcılık, göçmen düşmanlığı yarıştırılıyor. Bu kadar ahlaksızca siyaset yapılması, dünyada da bir çılgınlık olduğuna işaret ediyor. 

Türkiye’deki gericilik yüzde 95 ithaldir. Kürtaj karşıtlığı, evrim karşıtlığı gibi. Belli bir merkezden gelir ve bize uyarlanır. Başımıza gelenler bizim suçumuz değil ama biz önleyebiliriz.”

İttifak sorusuna yanıt veren Solakoğlu “Anti emperyalist çizgi, sınıf siyaseti, laiklik gibi temel kavramlar yoksa bizim onlarla birlikte yürüyebileceğimiz bir yer yok demektir. Bizim halka bu düzen dışında bir umut olduğunu gösterme şansımız var” dedi.

AİHM Divanı’nın Demirtaş kararı ne olur?

Solakoğlu şöyle konuştu:

Türkiye’de yaşanan rejimin kitaplarda tarifi yok. Adalet tamamen yok olmuş durumda. Bu acayip rejimin bir kurbanı ve haksız olarak içeride Demirtaş. Bunu da akıldan çıkarmamak gerekir. 

Önümüzdeki günlerde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplanacak ve Türkiye’nin AİHM Demirtaş kararını uygulamamasını konuşup AİHM Divanına götürecek. Onlar da evet gerçekten ihlal etti diyecek. Sonuç? Türkiye’nin oy hakkının askıya alınması ya da ihraç prosedürünün başlatılması mümkün. İkincisi olmadı hiç. Ama ilk karar etkileyici ve mali sonuçları olabilir. En kötü senaryo ile Konseyden ihraç olsa bile AKP ne kaybeder çok emin değilim. Ki bu çok zor. 3’te 2 çoğunluk da zaten çok kolay sağlanamıyor. Ama olsa da AKP’nin durumunu hızlandırabilecek bir etken olmaz, yıkıcı bir sonucu olmaz. Bunları umursasalar İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmazlardı.